Eski Futbolun Taraftarlığı
22 Ocak 2012 Kategori: Futbol, Genel, Manşet
Eskiden futbol çok daha güzelmiş, daha önce bu konuya ilişkin soru işaretleri vardı kafamda, ama şimdi, Türkiye Liginde yaşanan son gelişmelere bakarak bu soru işaretlerini de sildim kafamdan. Diğer ligler de mükemmel değil, şike gibi olaylarla gündeme gelmeseler de, illaki bir yerde film kopuyor.
Düşünelim bir, gösterişten uzak, tam anlamıyla futbol…
Kulağa hoş geliyor değil mi? Açıp bir kaç video izlenirse, göze de hoş geldiğini anlayabiliriz.
Ne yazık ki, futbol artık, kulüp başkanlarının para kazanma kapısı gibi görünüyor. Bu da, futbolu olabildiğince endüstriyelleştiriyor, bir başka değişle pahalılaştırıyor.
Güzel futbol, göze hoş gelen futboldur. Tüm takımın aynı anda göze hoş gelen futbol oynaması çok zor ama bunu günümüzde -bir kaç eksikle de olsa- sadece Barcelona başarabiliyor. Onların başarısının sırrıda, keyif veren futbolun, alt yapıdan çıkan futbolcularının yetiştirilmesidir. Barcelona, alt yapısında tüm futbolcularına aynı felsefeyi aşılıyor. Bu futbolcular daha sonra A takıma çıktıklarında, takımın oyun felsefesine kolaylıkla adapte olabiliyorlar dolayısıyla. Her ne kadar, bu sezon, Barcelona, Cesc’e yer açabilmek için dizilişte 3-4-3 gibi ilginç bir düzenleme yaptıysa da, hala kazanıyorlar. Bu diziliş futbolcuları çok zorladı evet, şimdi yavaş yavaş aşındırıldığına da tanıklık ediyoruz. Ve tabii, daha sonradan transfer edilen futbolcularda, ister istemez bu felsefeye uymak zorunda kalıyorlar. En azından deniyorlar. Başaramayanlara da, ne kadar iyi bir futbolcu olursa olsun -Ibra örneği- kapı gösteriliyor.
Her neyse, konumuz Barcelona’nın muhteşem oyunu ve felsefesi değil, ama günümüzde, eski futbolun esintilerini yaşatan tek kulüpte -en azından şimdilik- Barcelona. İtiraz edemeyiz, öyle değil mi?
Tamam, elbette o zaman da gösteriş meraklısı futbolcular vardı amagünümüzde onlardan bahsedilmiyor. Onun yerine takımı için bir şeyler yapmaya çalışanlar anılıyor günümüzde. Ve elle tutulur, somut başarılar kazanmış futbolculardan.
Her şey bir yana, tribüne oynama olayı günümüz futboluna göre çok daha azmış. Bu bile, o zamanlarda yaşamak isteme sebebinin en büyük nedeni olabilir. Futbolun ortaya çıkışına tanıklık etmeyi çok isterdim. Bireysel olarak hareket eden futbolculardan hiç hazzetmiyorum. Bunu hayranı olduğum Lionel Messi bile yapsa, ondan da hazzetmem. Neticede futbol bir takım oyunu, kişisel bir şov değil. Tek kişinin yaptığı şov, maç kazandırmaz, sadece seni çeşitli gösterişli cümlelerle anlatır. Sen tek başına oynarsan, zevk veremezsin izleyene. Futbolu sadece derbi maçlarından ibaret gören insanlar için belki evet, onlar zevk alabilirler ama futbolun gerçek izleyicilerine bunu empoze edemezsiniz.Tamam, elbette her futbolcu takımın yıldızının kendisi olmasını istiyor ama bu böyle olmaz. Dediğim gibi, futbol bir takım oyunu, dolayısıyla takımca hareket edilmeli, ve parlayacak olan, “futbolcu” yerine “futbolcular” olmalıdır.
Futbolun kişisel şova dönüştürülmesi zevk vermiyor bana. Bir çok kişinin de benimle aynı fikirde olduğuna da eminim.
Geçtiğimiz sene, Futbol Ateşi kitabını bir çırpıda bitirmiştim. Bu kadar çabuk bitirmemin tek sebebi, o zamanki taraftarların, takımları her ne kadar kötü gitse de, sonuna kadar destek vermelerine karşı duyduğum saygı. Bu geçen seneki Galatasaray için de geçerli aslında. Alınan kötü sonuçlara rağmen, her Galatasaray taraftarı maçları izlemeye, gidebilenler maçlara gitmeye, ve kulübe mağazasından destek vermeye devam etti. Kötü günler aşılacaksa, bu sadece yönetimin ya da teknik ekibin, ve hatta futbolcuların değişmesiyle değil, taraftarın da takımının yanında olduğunu belli etmesiyle de alakalı. Kitabı okuyanlar elbet vardır. Benim için asıl önemli ve ilginç olan şey, eski zamanlardaki maçları, yazarın yansıttığı kadarıyla o zamanki taraftarın kulübe bağlılık derecelerinin, bugünlerden çok daha farklı olduğunu öğrenmek, ve yaş dolayısıyla onlara tanıklık edememek gerçeği, içten içe üzse de, ben sanırım, Arsenal taraftarının o dönemde yaşadığı tarif edilemez duyguları, Galatasaray ile birlikte geçen sene yaşadım, başka bir şey mi isteseydim acaba?
Biz, teknoloji çağı nesli olarak, eski kaynaklara bir kaç tıkla ulaşabiliyoruz. Bu konuda şanslıyız. O günleri yaşayabilme şansımız var. -Tabii, tamamı olmasa da en azından önemli bir kısmı- Ve tabii ki de canlı izlemenin yerini, hiç bir zaman tutmayacaktır ama ardından kendi zamanımızın bir maçını izlediğimizde, farkedeceğimiz ilk şey; futbolun farklılaşma geçirdiği olacaktır. Kulüp başkanlarının fazla para kazanma hırsı yüzünden endüstriyelleşen futbol yüzünden, bizden sonra gelecek olan nesiller, futbol tarihi açısından bizi lanetleyeceklerdir sanıyorum ki. Haklılar da. Ama dünya değişiyor neticede, bizim yapacağımız pek bir şey de yok açıkçası. Güçlü olan kazanıyor, hakemler satın alınarak maçlar kazanılmaya çalışılıyor, ortada gerçekten bir şey yapmak isteyenlerin hakkı yeniyor, taraftarın eskisi kadar etkinliği kalmamış stadlarda, onlarda endüstriyel futbol kurbanı olmuş, kulüp yöneticileri taraftarları soyarak kendilerinin refah seviyesini yükseltiyorlar, eskiden çok önemli olan taraftar taraftarların önerileri, şikayetleri umursanmıyor vs… Çok şey ekleyebilirim buraya. Ama hepimiz, neleri bu listeye dahil edebileceğimi az çok biliyoruz.
Bu konuyu çok daha fazla uzatabilirim, ama futbol tarihi uçsuz bucaksız bir okyanus gibi, dolayısıyla bir yerden sonra sıkıcı lise Tarih dersi kitapları gibi olacak. Dolayısıyla burada noktalayayım.
Benzer Yazılar
- Eski Yeniyi Öldürüyor
- 10’un Taraftarlığı
- Futbolun Dansla İmtihanı
- Aynı Tas, Aynı Hamam
- Bir Barca Klasiği

Okulda aldığı düşük notların sebebini " ama hocam maç vardı :( " diye açıklayan Şebnem, babası sayesinde futbolla ilgilenmeye başlayan ve şuanda günlük planlarını bile maç saatlerine göre ayarlayan Türkiye'de Galatasaraylı, uluslararası olarak Barcel... devamı »






+1